2 Mart 2009 Pazartesi

Coin Locker Babies




Uzun ve sancılı bir okuma sürecinden sonra, üzerine yazabilmek için gerekli vakit geçtiğine inanıyorum. Ryu Murakami Modern Japon edebiyatına giriş için en iyi tercih olmayabilir belki ama bu sorunun kaynağı yazarın agresifliği değil "giriş" kavramının öznelliğidir. Umberto Eco yu okumaya başlarken arkasında ezoterik sözlük bulunan "Foucault's Pendulum" dan mı başlarsınız yoksa O'nun yanında Agatha Christie romanı gibi kalan "The Name of the Rose" dan mı?

Doğar doğmaz biyolojik taşıyıcıları tarafından tren garındaki emanet dolaplarına bırakılan 2 bebeğin büyümesi ve gelişimi anlatılıyor kitapta. Sürreal öykünün kurgusunda, Haşi ve Kiku adlı çocukların konjenital yoldaşlıkları Ikinci Dünya Savaşı sonrası Japon Toplumunun iki yüzlü, çürük yapısını anlatan bir metafor.
Tam anlamıyla yenilmiş bir ülkenin, kırık bacakların üzerinde durmaya çalışmasını, başaramayıp tekrar tekrar düşmesini anlatıyor Murakami.



"Almanlar yenilince biz de yenik sayıldık!" cümlesinin aklına kazındığı nesilleri düşündükçe,
gerçekten yenilseydik, Istanbul'un adı Konstantinopl, Başbakanımız da İngiliz Valisi olsaydı daha kötü olur muyduk?

Bu soru aklıma geldiği yaştan beri, yüksek sesle sormaya hiç cesaret edememiştim. Ta ki bu kitabı okuyuncaya kadar.

Kim bilir? "Taxim" tabelalarının olduğu bir şehirde yaşasaydık, hayatımız daha dürüst olmaz mıydı?