24 Kasım 2008 Pazartesi

Juliettte Lewis’ i neden çok fazla sevdiğimi hiç bir zaman anlamazdım. Amerikan topraklarında “White Trash” denen bir imaja sahip bu hanfendiyi(!) ilk defa Natural Born Killers adlı muhteşem Tarantino öyküsünde gördüğümü hatırlıyorum. Filmdeki vahşi şiirselliğin en fazla uyduğu karakterdi belki de. 3 yıl önce bir gün Beatles Cafe’nin kapısından girerken sağdaki duvarda gördüm afişini. Kendisi artık müzik de yapmakta. Juliette Lewis and The Licks.Old school punk rock yapıyor arkadaşlarıyla beraber. Her ne kadar bir hollywood oyuncusu olarak “punk rock” yapmak, pazarlama ve marka yönetimi gibi kokuşmuş kapitalist kavramları akla getirse de yaptıkları müzik insanı deri ceketini alıp bira içmeye ve daha fazla rock n roll dinlemeye teşvik ediyor. Bu yaz Paris’te ilk defa canlı dinlediğim grup çok agresif ve sarhoş bir müzik yapıyorlar. Rock n Roll daki kontrolsüzlük hissini tekrar görüyorsunuz. Eski günlerdeki gibi stüdyoya kapanıp, şişelerce içip, şarkı sözlerinin üzerinde sigara söndürüp tekrar yazmayı istiyor insan.

Bu sene, sineklerin sadece sıcak havalarda uğradıkları bir göl kadar hareketli hayatımda, bir değişiklik yapmaya karar verdim. Yurtta kalmamak. Hergün shuttle çilesini çekip, ruh halini unuttuğum evime gidip gelmek istedim. Kim bilir belki yol beni ihya eder, uyku fakiri bedenime düzen getirir diye düşündüm. Yurt için başvuru yapmadım. Ders kayıtları işkencesini çektim. Add/drop ta birazcık olsun düzeltmeye çalıştım programımı ve en sonunda otobüsle işine gidip gelen memur düzenine geçtim. Ama o sineklerin bile hoşuna gitmeyen o göl benzeri yaşamdan sonra ev,anne, baba istediğin zaman içememek zorunda olma, beraber akşam yemeği yeme gibi temel sosyal aktivitelerden ne kadar uzaklaşıp, ne kadar vahşileştiğimi veya ne kadar seçici olduğumu gördüm. Bu tarz eylemleri genelde arkadaşlarımla ve sevdiklerimle yapardım .Ailemle yaptıklarım ise tamamen haftasonu görevlerimdi.

Derken bu görevleri haftalık olmaktan çıkıp duş almak, yemek gibi günlük rutinler haline geldi. Yaşadığım sarsıntı aslında şımarık olmasına rağmen yine de zorluydu.

Bu tarz sıkıntılar genel olarak soyut ve düşünsel boyutta varlıklarını sürdürürler ama benim durumumda iç gerilimlerin dışa vurulması çok kolay oldu.3 tane farklı boyutlarda yaşayan,farklı hayallere sahip insan. Bir tanesi genç, hayallerini kurgulaması ve gerçekleştirmesi daha mümkün. Bir tanesi yaşlıca vazgeçmiş hepsinden.Bir tanesi ise, hedeflerini güçle gerçekleştireceğini düşlemiş ama artık düşü güç olmuş farkında değil.

Hayır yanlış anlaşılmasın ailemle hesaplaşmıyorum bu yazıda. Sadece evi terkederken ki sahneyi koymak istedim ortaya. Sonuçta çok dramatik ve gözüyaşlı olmadı kimse için.

Tamam farkındayım delikanlıca bir gidiş olmadı.Terketmek sayılmaz 40 km uzaklıktaki okula gelmek hele haftasonu eve geri döneceğim belliyken ama kötü bir başlangıç sayılmaz.Sayılamaz. En azından bunu okuyan insanlar odalarında ya da evlerindeyken, ben hala tuvalete gitmek için dorm un oraya kadar yürümek zorundayım ki bu bile tahmin edilenden çok daha can sıkıcı bir şey.

Asıl konuya gelelim. Haftasonu yurtta kalmayan biri olarak okulda ne yapılır sorusunu soruyorum kendime şu saatler.Hatta bu metnin raison d’etre’i* bile bu sorudur. Şu saatten sonra yurda çıkamayacağımı biliyorum. Son 2 seneyi yurt odamda çok sosyalleşmeden geçirdiğimden dolayı odasında yatılıcak bir arkadaşımda yok bildiğim kadarıyla.

İlk iş, bir studye girmek. Küçük çatı studylerinden birini bulduk.Bilgisayarı bağladık. Çantaları kolltuğa attık. Yemek desen köpüklü pigastro halledilir. Uyku desen koltukları birleştirir bişi yaparsın. Daha kötü yerlerde uyudum.

Sürekli zırt pırt gelen giden insana ne demeli peki? Kapıyı açıp çıkanlara.Belki gerçekten çalışmak istiyordurlar. Ama burası zaten yeteri kadar küçük. Bir kişi kaptıysa diğer studylere gitmek daha hayırlı heralde.

İlk gece. Herhangi bir arkadaşının evinde kalıyormuş gibi hissediyorum şu an.Tabi sigarası olan bir arkadaş.

Bir dünya dolusu yalnız ruhun birbiriyle iletişim kurmak için sürekli yeni teknolojiler geliştirdiği bir çevrede tekillik,bireylik herşeyin önüne geçiyor. Nasıl bu kadar şeffaf hayatlarımız ve aynı zamanda kapalı iç dünyalarımız var. Birbirlerine sırtını dönmüş oda arkadaşları kapıyı açıp kim olduğunu merak bile etmeyen yabancılar. Birbirimizi rahatsız etmemek için o kadar büyük bir çaba harcıyoruz ki hepimiz tekleştik. Yalnız yaşamak isteyen insanlar amaçlarına ulaştılar. Ve artık elimizde yalnız yaşayan hala tatmin olmamış mutsuz bir kitle var. Aslında tam olarak da kitle değiller. Çünkü hala tekiller ve bireyler.

Çok iddialı oldu.Burda bitirip tuvalete gitmem lazım.Ve Hayır bu yazı hiç birşeye bağlanmıyor.

*raison d'etre : varolma sebebi


(yersiz yurtsuz karalanmış)