Kedi, hala varlık nedenini sorguladığım cisimlerin peşinde koşuyor. Biolojik ritmi çoktan seni beni insan vücudunu aşmış. Ev hayvanlarını hiç uyurken görmedim. Her zaman, benim uyumamı beklediklerini düşlerdim çocukken. 4 gün boyunca sahip olduğum bir köpeğim vardı. Adı Hugo’ydu. Hiç benimle uyuduğunu hatırlamıyorum. Her zaman uyanıktı. Kutusu vardı. Zaten ya kutusu vardı ya da boşaltım sistemini çalıştırırdı. Hayvanlara antipatim ne zaman gelişti bilmiyorum ama şu anda “animafobi” olarak nitelendirdiğim bir rahatsızlık hissim var. 6ıncı yaş günü hediyemin spaniel cooker olduğunu hesaba katarsak, bunun çok travmatik ve psikanalitik açılımları olduğunu düşünüyorum.Hayvanlarla derdimin, konuşarak iletişim kuramamak veya bu etkileşimi kontrol edememe sorunu olduğunu sanırdım sıkça. Sanki her türlü sözel etkileşimin kontrolünü elde edebilirmişim gibi.Bunun “Anladığım dilden konuşuyorsa, benim gibi düşünücektir eninde sonunda” faşizanlığından kaynaklandığını varsayabiliriz.
Ama herhangi bir bireyin ya da tek’il in, düşüncelerini , hislerini eğip bükebilmenin ahlaksızlık olduğunu çok sonraları farkettim. Belki farketmedim sadece yalan söylüyorum. Eğer okuyanı kandırabilirsem, kendimi de kandırabilirim aslında. Ya da sadece bu cümleyi kurduğum için, samimiyet duygusunu 19. Yüzyıl emperyalizmivari bir şekilde sömürüyorum. Kendine yalan söylediğinin farkında olmak. Aslında yazı,resim,sanat tamamen bu farkındalık halinin ötesine geçmek üzerine kurulu. Kendine yalan söylediğinin farkında olmadığın anda gerçekten sanatçısındır.
Knut Hamsun’un “Açlık” kitabını tokken yazıp kendini aç hissetmesidir belki de sanat!